Cursors



Alevi Toplumu Mail Grubu Friendster KARDEŞ SİTEM ORDUBEYİ@ÇİRKİN ELEKTRİK

SENİ SEVMEK VATANI SEVMKTİR VATAN SANA MİNNETTAR SEN RAHAT UYU DAHA VERECEK CANIMIZ VAR DUYARLI ADAM CEM38 ANIT KABİR Ali evi - CEM38 DEVELİ ÇADIRYERİ - Blogcu

CEM38 DEVELİ ÇADIRYERİ

Image hosting

CEM38 DUYARLI ADAM

26/8/2007 - ALEVİLER ÖZ TÜRKTÜR

Kategori: Ali evi

 

Bu yazıyı, özellikle kendisini Kürt sanan Alevilerin okumasını
istiyorum.
Anlatacağım olay; Türkiyedeki Alevilerin nasıl eritildiğini gösteren
ilginç bir olaydır. Bu olay; İstanbul 3. Bölgeden bağımsız milletvekili
seçilen Sabahat Tuncelin kişiliğinde, milyonlarca Alevinin de
trajedisini yansıtmaktadır.
Sabahat Tuncelin, Bağcılarda 5 Kasım 2006da PKK örgüt militanları ile
toplantı halinde iken yakalandığı basına yansıdı. Bu kişi, 2004 yılında
Kuzey Iraka da geçip PKK toplantılarına katılıyor. Yani, kendisini sıkı
bir Kürt milliyetçisi olarak görüyor Sabahat. Babasının açıklamalarından
da bu ailenin kendilerini Kürt sandıkları anlaşılıyor. Sabahat;
Kürtlükten de öteye gidip Kürt ırkçılığı yapan PKKye katılıp Türk
askerlerini vuranlara açık destek veriyor. Onlar da seçimlerde Sabahatı
aday gösteriyorlar ve seçiyorlar. Böylece 7,5-15 yıl arası hapisle
yargılanan Sabahat, şimdilik serbest kalıyor.


KÜRTLEŞEN ALEVİLER
Alevilik üzerine bizim ve diğer araştırmacıların yaptığı çalışmalar
gösteriyor ki Anadoludaki Alevi kimliğini; Türk kültürü
şekillendirmiştir. Alevi olup da kendisini Kürt sananlar; daha sonradan
Kürt baskısı ile asimile olmuş topluluklardır. Hemen hatırlatalım: 1240
yılındaki Alevi Türkmen ayaklanması olan Babalılar ayaklanmasının
bastırılmasında, Frank ve Gürcü askerleri gibi Kürtler de
kullanılmıştır.
Öğrenmek isteyenler; Elvan Çelebinin yazdığı Menakıbül
Kudsiyye... adlı kitaba bakabilirler.
1514 yılındaki Çaldıran Savaşında, Kürt aşiret ağaları, Alevi Türkmen
Şah İsmailin değil Osmanlı Yavuz Sultan Selimin yanında yer almışlardır.
Bu hizmetleri yüzünden Selim, Kürt beylerine özerklik vermiş; Doğu
Anadolu da miri toprak olmaktan çıkartılmıştır. Bölgeye egemen olan Kürt
aşiretleri, Osmanlıya dayanarak Alevi aşiretleri ezmişlerdir. Bu baskısı
sonucunda Alevi Türkmenler, dillerini yer yer yitirerek Kürtçe konuşmaya
başlamışlardır.

1891 yılında Padişah Abdülhamit, Hamidiye Alayları adında Kürt aşiret
reislerine askeri birlikler kurdurttu. Bu alaylar, bölgedeki Alevileri
yeniden ezdiler. Bu silahlı baskı karşısında bazı Alevi aşiretler, Kürt
beylerinin sığıntısı haline geldiler. Doğu Anadoluda 1514ten 1909a kadar
süren baskı sonucunda birçok Alevi Türk boyu Kürtleşti.
İşte Sabahat Tuncel de Kürt aşiretlerinin baskısı sonucu kimliğini
unutmuş, yitirmiş en öz Türk boylarından birinin çocuğudur.


BEĞDİLİNİN BALABAN KOLUNDAN
Sabahat Tuncelin ailesi, Balaban Aşiretinden...
Balabanlar, büyük aşiret olan Beğdili aşiretine bağlıdır.
13. Yüzyılda yaşayan büyük tarihçi Reşidüddin, Beğdili Türkmenlerini,
padişah çıkaran Oğuz boylarından birisi olarak kabul etmektedir. Bu
konuda, ayrıntılı bilgi almak isteyenler; Prof. Dr. Faruk Sümerin
OĞUZLAR (Türkmenler) Tarihleri-Boy Teşkilatı-Destanları adlı kitabına
bakabilirler.

Beğdili Türkmenleri, Kuzey Suriyedeki Türkmenlerin Boz Ok kolunu meydana
getiren boylardan birisi idi. Beğdilililer; Safevi Devletinin kuruluşuna
da katılmışlardır. Bunlar; 16. yüzyılın başında Osmanlı Devletine karşı
çıktılar ve Şah İsmailin yanında yer aldılar. Bu durum, Beğdili
Türkmenlerinin tam Alevi olduklarını gösteren karşı konulmaz bir
kanıttır. İşte bu yüzden; Sünni Osmanlı Devleti, Doğu Anadolu ve Güney
Anadoluda bu Alevi aşiretleri ezmek, eritmek için Kürt beylerini her
fırsatta kullanmıştır.

Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Beğdili aşiretine bağlı olan boylar
içinde Balabanlılardan 100 evin vergiye bağlandığı gösteriliyor.
(Oğuzlar, s. 225) Beğdili aşireti 1698de Elbistanı 40 gün kuşatmış, 500
kişiyi öldürmüş, 500 kadar kadın ve çocuğu esir almış. Bunun sebebi
herhalde 1690-91de Beydili aşiretinin zorla yerleştirilmeye çalışılması
olmalı. Yerleştirilmesi istenen boylar içinde Balabanlular da bulunuyor.


Beğdili aşireti daha üst çatı olarak Şamlu Türk aşiretine bağlı idi.
Şamlular, Alevi kimlikli Safevi Devletinin kurulmasında rol alan 1.
dereceden aşiret idi.

Ben yazmıyorum, tarih yazıyor: Balabanlu aşiretinden olan Sabahat
Tuncel, Kürt değil, en has Türktür.
Fakat; Kürt aşiret baskısı sonucu onun aşireti dilini yitirince, bunlar
kendilerinin Kürt olduğunu sanmaya başlamışlardır. Türkiyede kökü Alevi
olanların Kürt olma ihtimali çok çok zayıftır. Bunu, Doğu Anadoluyu iyi
tanıyan araştırmacı Cemal Şenerin anlatımıyla formüle edersek şöyle
deriz: Türkiyede Alevi isen Türksün... Biliyorum ki Sabahat, bunu kabul
etmeyecek. Fakat kendisi, Anadoluda Alevilerin neden çoğunluktan
azınlığa düştüğünü gösteren asimilasyon (eritme) politikasının en canlı
örneği olarak önümüzde duruyor. Aleviler için; bundan büyük ders olur
mu?


RIZA ZELYUT / GÜNEŞ GAZETESİ

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

Image hosting

CEM38 DUYARLI ADAM

8/8/2007 - ALEVİLER VE SEÇİM SONUCU

Kategori: Ali evi

RESİMLİ ANLATIM;

http://www.taab.nl/Submenu/Islam/imamali/mazlumiyeti-2.html   http://www.taab.nl/Submenu/Islam/ehli%20beyt.html   http://yattara52.blogcu.com/305382/    

 

İLLÜZYONLARLA KAZANILAN BİR SEÇİMİ ANALİZ DENEMESİ

 

Hüseyin DEMİRTAŞ

           

Türkiye yapılıp yapılmayacağı bile kuşkulu olan bir seçimi daha belasız kazasız geride bıraktı. Seçimlerden yüzde 46,7 oyla en kazançlı çıkan parti AKP oldu. AKP’nin galibiyeti konusunda herkes ayrı bir nedene vurgu yapsa da, galiba en doğrusu Tayyip Erdoğan’ın partisinin en az 10 maddede özetlenebilecek bir nedenler demetiyle tek başına yeniden iktidar olmayı başardığını söylemektir. Zira öne çıkan hiçbir neden tek başına bu büyük başarıyı açıklamaya yetmez.

            Buna karşılık AKP’nin bu başarısı yalnız kendi başarısı değildir. Çünkü Tayyip Erdoğan ve partisi 22 Temmuz seçimlerinde adeta tek kale maç oynamıştır. Nitekim bu partinin karşısında öyle dişe dokunur bir muhalefet yapacak, kitlelere umut yanında somut ve inandırıcı vaatler sunacak iktidar adayı rakip bir parti ortaya çıkamamıştır. Bunun yanında askerin de bir e-muhtıra ile siyasete müdahale girişiminde bulunmasının cumhurbaşkanlığı seçimini kilitlemesiyle meydan AKP’ye kalmış ve bu onu adeta mağdur durumuna düşürmüştür. Zaten beş yıla yakın iktidar döneminde oylarını sürekli artırarak yüzde 40’lara çıkaran AKP liderliğinin, bu askeri müdahale girişimine biraz utangaçta olsa direnir görünmesi seçmen üzerinde olumlu etki yaparken, partiyi de rekor oy oranına sıçrattı.

Aslında geçen beş yıllık dönemde Türkiye’nin dış borcunun astronomik olarak artmasına, cari açığın tehlike sinyalleri vermesine, işsizlik rakamlarının yerinde saymasına ve özellikle tarımdaki nüfusun aşırı yoksullaşmasına rağmen kim ne derse desin, hemen her kesime bir mavi boncuk dağıtarak, oluşturduğu illüzyonlarla (yanılsama, gözbağcılık) AKP büyük bir başarı grafiği çizmiştir. Buna karşılık bu başarı partiye bu defa geçen dönemin aksine daha büyük görev ve sorumluluklar yüklemiştir. Geçen hükümet döneminde, meşruiyet ve sisteme kendini kabul ettirme sorunları çeken, “gizli ajandaları” bulunmakla suçlanan Erdoğan ve partisine halkın yarısının gösterdiği bu teveccüh, “artık ne yapacaksan yap, bahane uydurmaman için sana bu desteği verdim” anlamını taşımaktadır.

ERDOĞAN HERKESİN BAŞBAKANI OLMAK ZORUNDA

 

Gerçekten ikinci AKP hükümetinin işi çok zor. Tayyip Erdoğan artık 2002’de olduğu gibi, sadece İslami kesimi temsil eden bir lider olmaktan çıkmış ve seçmen tarafından herkesin başbakanı olmaya zorlanmıştır. Çünkü bu seçimde AKP, Ermenilerden Alevilere, Kürtlerden Lazlara; laiklerden anti-laiklere, en yoksulundan en zenginine hemen her kesimden oy almıştır. O nedenle Erdoğan bu sefer bütün bu kesimlerin her birini ve onların sorunlarını dikkate almak ve bunlara az da olsa çözüm bularak memnun etmek zorundadır. Halk Erdoğan’ı güçlü görmüş, “Madem en güçlü sensin, ben de zaten güçlüyü severim. Al sana tek başına iktidar olmana yetecek oy, çöz bizlerin sorunlarını. Artık sığınacak bahane arama!” demiştir. Yine KONDA’nın seçim sonuçları üzerine yaptığı araştırmanın da gösterdiği gibi, halkın yüzde 78,3’ü sandık başında hem ülkenin hem de kendisinin genel ekonomik durumu ve beklentilerini merkeze alarak tercihini belirlemiştir. Seçmenin ancak yüzde 10,3’ü laiklik ve başörtüsü gibi saikleri dikkate almışken, AKP’nin birinci çıkmasında da türban, laiklik, yaşam tarzı benzeri soyut gerekçelerden çok, somut ekonomik öncelikler daha büyük rol oynamıştır.

Kuşkusuz Başbakan Erdoğan’ın bunları yeni dönemde önemle göz önünde bulundurması gerekiyor. Onun artık bu kez devletin üst makamlarına sadece eşi başörtülü yandaşlarını getirmek gibi bir lüksü bulunmuyor. Geçen dönemdeki bu tür yanlışlarından ve sadece kendi çekirdek tabanını memnun edecek uygulamalarından vazgeçmezse, bir dahaki seçimde bu halk onu hatalarından ders almayan diğer liderler gibi sandığa gömmesini de bilecektir.

Öte yandan Türkiye’de iktidar partisi AKP’yi seçmeyen yüzde 53’lük bir kesim var. Her ne kadar kendi içinde bir bütün olmasa da, yine de halkın yarısından fazlasını teşkil eden bu kitlenin hükümet uygulamalarından memnun olmadığını söylemek mümkün. Bu devasa kitlenin önemli bir bölümünü herkesin malumu olduğu üzere Aleviler oluşturuyor. Şüphesiz bu son seçimde, Alevilerden de AKP’ye hatırı sayılır oranda bir oy kayması oldu. Daha önceki seçimde sadece marjinal denecek derecede bir Alevi oy yüzdesi AKP’ye gitmişken, bu sefer Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerdeki sandıklardan çıkan sonuçların da gösterdiği gibi, en az yüzde 25’lik bir Alevi oyunun bu tarafın hanesine yazıldığını söylemek abartı olmaz. Bu yönelmede şüphesiz AKP’nin bazı yerlerde Alevi kökenli adaylar göstermesinin rolü yanında, Alevilerden bir kesimin de diğer seçmenler gibi ekonomik önceliklerine göre oy vermeye başladığını hesaba katmak gerekiyor.

AKP’YE ZAMAN TANINMALI MI?

Bir de Başbakan Erdoğan Alevi aday göstermekle ve seçim öncesinde İstanbul’da bir cemevini ziyaret ederek, artık 1995’teki gibi Karacaahmet’te cemevi yıktıran Tayyip Erdoğan olmadığını göstermek istemiştir. Bu da önemli bir aşamadır ve takdirle karşılanmalıdır. Ancak Erdoğan Alevilere yönelik samimiyet testinden hala başarıyla geçebilmiş değildir. Zira iktidarının geçen döneminde de, Alevi örgütlerinin randevu taleplerini sürekli geri çevirmesi yetmezmiş gibi, “cümbüş evi” diye nitelediği cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulmasına sürekli karşı çıkmış; bir toplantıda da kendisini Alevilerin de başbakanı olarak görmesi için bir nedeninin bulunmadığını söylemişti.

Ayrıca Alevilerin Başbakan Erdoğan için, “Adam değişti işte. Baksanıza içimizden 3 kişiyi de milletvekili yaptı. Sorunlarımızı da çözecek artık. Biraz zaman tanıyalım” deme lüksü pek bulunmuyor. Tamam, zaman tanınmasına tanınmalıdır. Lâkin görünen köyün kılavuz istemediğini de teslim etmemiz gerekiyor zira her ne kadar birinci parti olmakla kendilerini merkeze geldi gösterseler de, AKP’nin ana çekirdeği hala Aleviler hakkında pek hayırhah düşüncelere sahip değildir. AKP’lilerin çoğunluğu henüz İslamcı, Arap özentili reflekslerini henüz terk edememiştir ve etmeyecektir de. Ne demiş atalarımız: “Kırk yıllık Kâni, olur mu Yani?”

Öncelikle AKP’den milletvekili seçilen İstanbul’dan Reha Çamuroğlu, İbrahim Yiğit ve Kütahya’dan Dr. Hüseyin Tuğcu’nun Alevi kitle içinde bir temsil gücünün bulunmadığını görmek zorundayız. Bir kere bu kişilerin her üçü de bırakınız mevcut Alevi örgüt ve kurumlarının biriyle bile dirsek temasında bulunmayı, kavgalıdır; hatta Çamuroğlu ve Dr. Tuğcu’nun İslami çizgideki Cem Vakfı’na da dâhil olmak üzere tavrı düşmancadır. O nedenle AKP’nin Alevi bir ailede doğmak dışında hiçbir vasıfları bulunmayan, “düşkün” sayabileceğimiz bu milletvekillerine dayanarak, yeni dönemde Alevilerin temel sorunlarını çözmesini beklemek safdillilik olur. Tabii ki bu AKP’nin Alevilerle ilgili hiçbir girişimde bulunmayacağı anlamına gelmez. AKP başta Çamuroğlu ve Tuğcu gibi Alevi kökenli milletvekillerini bir “Truva atı” gibi kullanarak, cemevlerinin ibadethane statüsü, Aleviliğinin İslam’ın neresinde durduğu, dedelere maaş bağlanması ve din derslerinde Aleviliğin de öğretilmesi benzeri bazı konularda kesinlikle bir takım icraatlara imza atacaktır. Bunun işaretlerini gerek Çamuroğlu gerekse Tuğcu’nun verdiği ilk demeçlerden çıkarmak mümkün. 

TEPEDEN ALEVİLİK DAYATMASI SÜRER Mİ?

Ancak unutulmaması gerekir ki, bu girişimler daha ziyade Alevilerin beklentileri doğrultusunda olmaktan çok, AKP’nin Türkiye’de görmek isteği Alevi ve Alevilik profilini yansıtacaktır. Açıkçası aldığı yüksek oyla kendini dev aynasında görecek ve çoğunluk diktası kurmaya zaten yatkın bir parti olan AKP, Alevilere kendi tanımladığı bir Alevilik dayatacaktır ve “ben yaptım oldu” politikası güdecektir. Bu konuda uyanık olunmalı zira Alevi örgütleri AKP’nin kendileri hakkında yapacağı icraatlara ve alacağı kararlara gerekli tepkiyi vermez ve zamanında kitlesel bir reaksiyon göstermezse, atılmış olan bu adımların çok tahripkâr olacağını söylemek için kâhin olmak gerekmiyor. Hele hele AKP’nin atacağı bazı adımlar Alevi kitle arasında da, bunların ne niyetle atıldığı sorgulanmadan ve anlaşılmadan acelece belli bir karşılık bulacağından, önemli kırılma ve bölünmelere yol açacaktır. Dedelere maaş bağlanması, Alevilerin Diyanet’te temsili en çok gürültü koparacak konular cinsinden sayılabilir.

Seçimlerden en çok yara alarak çıkan CHP babında söylenecek olan şeyse, CHP Baykal’lı da olsa, onsuz da olsa Türkiye’deki seçimlerde erişebileceği doğal sınırlara ulaşmıştır. Bütün zorlamalara rağmen CHP artık bu sınırı aşamaz. Başına ister Mustafa Sarıgül gelsin isterse başkası, CHP’nin makûs talihini kimse değiştiremez. CHP miadını doldurmuş arkaik özellikleri baskın bir partidir. Son seçimler bu durumu daha net bir biçimde ortaya sermiştir. Zaten yüzde 60’ları aşan Alevi seçmen de olmasa CHP barajı bile geçemeyecekti.

Son seçimin de gösterdiği üzere Aleviler yine ağırlıklı olarak CHP’ye oy verdiyse de, bu partiden kaçışları gözle görülür bir biçimde artmıştır. Aleviler azımsanmayacak oranda bağımsızlar, AKP ve MHP’ye yönelmişlerdir. Bundan böyle CHP’nin dışında kitlesel bir sol, gerçek laik, sosyal demokrat ve emekten yana alternatif bir parti oluşturulmazsa, bu eğilim önümüzdeki seçimlerde de yükselerek devam edecektir. Çoğu kimsenin de farkında olduğu gibi, zaten Alevi kitle son seçimlerde başka bir seçenek bulunmamasından CHP’yi zoraki tercih etmiştir. Makul bir seçenek oluşturulabilirse, Aleviler CHP’den tamamen kopacaklarını göstermiştir. Yeni alternatif girişimlerde bu gerçeğin özellikle göz önünde bulundurulması ve değerlendirilmesi gerekir.

Öte yandan Alevilerin sağ partilere kayışı öyle geçiştirilecek cinsten bir olgu değildir. Bu Aleviler açısından toplumsal bir deformasyona işaret ettiği gibi, bir bölüm Alevi’de de sağa kaymanın çözüm olduğu yanılgısına yol açmaktadır. Oysa bu yönelişin çare olması yana, hükümetin tek taraflı atacağı adımlardan dolayı mevcut Alevi sorunlarının daha da ağırlaşmasına ve içinden çıkılmaz hale gelmesine yol açacaktır. Zira yapılacak çözüme dönük icraatların tepeden inmeci ve Alevi tabanın beklentileriyle örtüşmeyecek içerikte olacağı kesine yakındır.

 

 

ALEVİLER HAYATIN HER ALANINDA MAĞDUR

Bir de Alevilerin talepleri lanse edilmeyeceği çalışıldığı gibi sadece dinsel içerikli değildir. Hem Alevilerin hem de kendileri dışındaki tarafların, Alevilerin dinsel ve mezhepsel gibi görünen sorunlarının, onların genel toplum içinde sosyal ve ekonomik olarakta dışlanmalarına neden olduğunu görmeleri gerekiyor. Yani bir Alevi, Alevi olmakla dinsel mağduriyetleri bir yana, bulunduğu çevrede sosyal olarak dışlanıyor, ekonomik olarakta hak ettiği halde özel veya devlet işyerlerinde istediği yerlere gelemiyor. O nedenle Alevi örgütleri kendilerini salt dinsel kimlik sorunlarına hapsetmemelidirler. Aksine hükümeti ve diğer devlet organlarını sözü edilen ekonomik ve sosyal dışlamalara karşı mücadeleye zorlamayı da acil öncelikleri arasına derhal almalıdırlar. Ayrıca Aleviler dinsel mağduriyetler dışındaki bu sorunlar bağlamında kendileri gibi dışlanan, ezilen ve hakkı yenen kesimlerle de sürekli dirsek temasını, ortak platformlarda mücadeleyi ve ittifak yolları arayışını ısrarla sürdürmelidirler.

Özetle Aleviler dâhil olmak üzere mevcut hükümete oy vermeyen yüzde 53’lük kitlenin, seçimlerden AKP büyük bir zaferle çıktı diye karalar bağlamasının bir gereği yoktur. Seçim sonuçlarını demokratik bir olgunlukla karşılasak dahi, bir dahaki seçimde aynı hezimeti ve hayal kırıklığını yaşamamak için alternatif bir hareket oluşturmaya beklemeksizin hemen başlanmalıdır.  Aksi takdirde yeni yeni yenilgiler hala hükümetin karşısında bir çoğunluk teşkil eden bu büyük kitlenin kaderi olacak ve daha da güçsüzleşmesine zemin hazırlayacaktır.  

Evet, henüz çareler tükenmiş değil. AKP’siz bir Türkiye hala mümkündür. Hiçbir kimsenin ve kimliğin hakkının yenilmediği, daha toplumcu ve eşitlikçi, sözde değil özde laik bir Türkiye’nin kurulmasının öncülüğü daha çok böyle bir misyonu yüklenme potansiyeline sahip ama bunun pek farkında olmayan Alevilere düşüyor. Silkinin ve kendinize gelin Aleviler! Yoksa önümüzdeki seçimlerden sonra daha çok dövüneceksiniz. Bizden söylemesi…

 

----- o O o ------

 

Bad Nauheim, 7 Ağustos 2007

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

Image hosting

CEM38 DUYARLI ADAM

22/6/2007 - CEM EVLERİ

Kategori: Ali evi

Cemevi sürprizi


Alevilerin açtığı davanın dünkü duruşmasında Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Prof. Yeprem, "Cemevleri özel ibadethanedir" dedi


TÜRKER KARAPINAR Ankara

Cem Vakfı ile 2 bin Alevi yurttaşın "cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi, Alevilere bütçeden ödenek ayrılması ve Diyanet'te kadro tahsis edilmesi" istemiyle açtıkları davanın duruşmasında Başbakanlık adına konuşan Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Saim Yeprem, cemevlerinin "özel ibadethane" olduğunu söyledi.
Alevi vatandaşlar ve Cem Vakfı'nın, taleplerini reddeden Başbakanlık'ın kararının iptal edilmesi istemiyle açtıkları davanın duruşması 6. İdare Mahkemesi'nde yapıldı.


'Takdir hakkı yok'
Duruşmaya Başbakanlık adına Avukat Selen Güneş ile Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yeprem katıldı. İstanbul'dan gelen çok sayıda Alevi yurttaşın da izlediği duruşmada Cem Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan, "Sizin (Başbakanlık) İslam diniyle ilgili takdir hakkınız yok. Bilimsel olarak Aleviliği, Sünniliği, Bektaşiliği tartışabilirsiniz, ama bir hakkın kullanımı ayrı. Başta devlet olmak üzere kimsenin inancımı yaşama biçimime karışma hakkı yok. Hiç kimse diğerinin tanrısı değildir. Laik hukukun önemi, bu konuda gözleri bağlı olmaktır. Sizlerin teolojik yorumlarla olayı sosyolojik vaka gibi göstermeye çalışmanız, insanların haklara sahip olmadığı manasını taşımaz" dedi.


'Cemevi özel ibadethane'
Başbakanlık avukatı Güneş ise Alevilerin de Müslüman olduğunu belirterek, "Din hizmetleri her kesimi içine alacak şekilde yürütülüyor. Ancak cemevlerinin ibadethane olması yasal olarak mümkün değil" dedi. Prof. Yeprem de tüm mezhep ve grupların İslamın genel tanımı içinde yer aldığını, İslamda ibadethane yerinin mescit veya cami olduğunu belirtirken, "Ancak semah ve zikir ibadet olarak, yapıldıkları yerler de özel ibadethane olarak kabul edilmiştir. Bunları Diyanet yönetiyor. Bizim iddiamız Alevilerin azınlık statüsünde olmadığı. İslam dini bir üst kimlikse Alevilik de tabii ki alt kimliktir" dedi.



'Hâşâ, tövbe'
Bu sözlere bir izleyici, "Başbakanlık Tanrı makamı değildir" diyerek tepki gösterirken, İzzettin Doğan, "Böyle bir takdir hakkınız yok. İsterseniz beni mezhepler ilişkisinde en üste koyun, uygulayamadıktan sonra bir anlamı yok. Sayın Başbakan, şart koyarak 'Müslümanlarsa, Alevilerin de camiye gitmeleri gerektiğini' söylemektedir" diye konuştu. Güneş ise, "Demagoji yapılıyor. Takdir hakkını kullandığı için Başbakanlık'a 'Tanrı' deniliyor. Hâşâ, tövbe" dedi. Tartışmayı noktalayan mahkeme heyeti, kararın daha sonra açıklanacağını belirterek duruşmayı kapattı. Doğan, gazetecilere, "Sünni kadrolardan oluşan 56 partinin en kâmil olanları bile 'meseleyi halletmeye kalkarsak Sünni oylarını kaybederiz' yaklaşımında olursa barışı sağlamakta zorluk çekerler ve her zaman karşılarında Cem Vakfı gibi iyi niyetli insanlar çıkmayabilir. Kürt sorunu bile 40 bin cana mal oldu. 16 yıldır uğraşıyoruz, yargıdan ümit ederim olumlu yanıt alacağız. Aksi halde, 2 bin değil, 200 bin davayla AİHM'ye gideceğiz" dedi.


'Ortak ibadet yeri cami'
Milliyet'e konuşan Yeprem, cemevlerinin özel ibadethane olduğu yönündeki ifadelerinin yeni bir açılım olmadığını belirterek, "Uluslararası literatürde ibadethane, bir dinin mensuplarının ortak ibadet ettiği yer olarak tanımlanır. İslam dininin ortak ibadet yeri camilerdir. Daha alt kimliklerin; mesela Mevlevilerin seması, Alevilerin semahı bir çeşit özel ibadet olarak kabul edilir" dedi.


'Bu sözleri ilk kez duyuyoruz'

Cem Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan, ilk kez bir Diyanet yetkilisinin ağzından, "Semah ve zikir ibadet olarak, yapıldıkları yerler de özel ibadethane olarak kabul edilmiştir" ifadelerini duyduklarını söyledi. Doğan, "Maksatları, 'bu özel bir durumdur, genel bir durum değildir' demeye getirmek. Bu bir savunma taktiğidir" dedi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Avukat Kazım Genç de, bu sözleri ilk kez duyduğunu belirterek, "Bunu yeni geliştirdiler. Savunma konsepti. Bir inanç sahibinin nereyi ibadet yeri olarak seçmesi gerektiğini söylemeye çalışıyorlar. Halbuki inanç sahibinin nerede ibadet edeceği tartışılmaz" diye konuştu.


Diyanet daha önce ne demişti?

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, 25 Kasım 2005'te Milliyet'e yaptığı açıklamada, "Cemevi, inançları yerine getirme yeri değildir. Biz diyoruz ki, 'cemevleri ibadet yeri' değildir. Müslümanların mabedi 14 asırdır camidir. Ne ney üflemenin, ne sema ayininin, ne Alevilerin cem ayininin, semah ve niyazının, namaz dengi bir ibadet sayılması mümkün değildir" demişti. Eski Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Necati Tayyar Taş ise Aralık 2002'de "Cemevi ibadet yeri olamaz. Cemevi bir cümbüş yeri, oralarda saz çalınıyor" demiş, görevinden alınmıştı. Hakkında açılan davadan ise beraat etmişti.



Sadece susarak özlüyorum seni...

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

Image hosting

CEM38 DUYARLI ADAM

13/3/2007 - hz ALİ RESİM

Kategori: Ali evi

Veliyettin Ulusoy:

Hz. Ali'ye onun soyuna karşı özellikle Emeviler döneminde daha da şiddetlenerek
süren baskı ve düşmanlık hareketi, Hz. Muhammed'in hayatında ve ona karşı
yöneltilen bir muhalefetin devamıdır. Kılıçla İslamiyeti kabul etmiş görünen
kişilerin tahrikleri, Hz. Muhammed'in güçlü kişiliğinin ortadan kalkması acık ve
belirgin bir Ali düşmanlığı şeklinde ortaya çıkmıştır. Ali'ye ve O'nun soyuna
karşı gösterilen düşmanlığın kökeninde Hz. Muhammed'e karşı onun isteklerini
yerine getirecek bir bağlılığın bulunmaması nedeni yatmaktadır.

Hz. Ali, Hz. Muhammed'in vasi ve vekil olarak gösterdiği, sayısız hadisle övdüğü
kişiydi. İlim, inanç ahlak ve özveride benzeri yoktu. Gücü ve saygınlığı kimse
ile kıyaslanamazdı. İslamiyeti ilk defa o kabul etmiş, her savaşta ilk saflarda
bulunmuştu. Her zaman, Allah'ın hükmüne karşı hiç kimseden üstünlüğü olmadığını,
İslamiyette emir ve nehiy bakımından kimsenin imtiyazlı olmayacağını söylerdi.

http://www.aleviyol.com/yolalevi/content/view/2209/1/

ALEVİLİĞİ GÖRMEZDEN GELMEK İNSANİ DEĞİL

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, tamamen iyi niyetle, Alevi vatandaşlara duydukları saygının bir gereği olarak ve çocuklara Alevilikle ilgili "yalan yanlış bilgiler telkin edilmemesi" için ders kitaplarına Aleviliği koyduklarını söyledi
17.03.2007 17:35

Fethullah Gülen'in 'Alevilik projesi'nde yeni bir adım PDF Yazdır E-Posta

abant2Aleviyol - Özel Haber: Fethullah Gülen’in ‘Onursal Başkanı’ olduğu ve Mehmet Doğan’ın Vakıf Mütevelli Heyeti’nde bulunduğu ‘Gazeteciler Ve yazarlar Vakfı’nın bünyesinde kurulan ‘Abant Platformu’ ‘Tarihi, Kültürel, Folklorik ve Aktüel Boyutlarıyla Alevilik’ başlıklı bir sempozyum düzenliyor. Sempozyum 17-18 mart 2007 tarihleri arasında İstanbul'da İstanbul Grand Cevahir Otel'de.

Sempozyuma Alevi araştırmacı olarak Ali Yaman ve Reha Çamuroğlu bildiriyle katılıyor.

 Katılımcılardan Reha Çamuroğlu’nun bir süre DYP Genel Başkan Yardımcılığı yaptığı ve MHP’ye göz kırptığı belirtilirken, Ali Yaman da 'Aşırı solun Aleviliğe büyük zararı oldu. Sol yelpazeye duruşları itibariyle yakın olan Aleviler sol tarafından hep kullanıldılar. Her türlü haksızlık yapıldı. Alevi sorunlarını hiç biri duymak istemedi. Aleviler her şeyi sağ partilerden biliyorlar. Bu çok yanlış.' şeklindeki görüşleriyle dikkat çekiyor.

Sempozyumun, Fethullah Gülen’in ‘Sünni – Alevi dialoğu’ projesi çerçevesinde düzenlendiği ifade ediliyor.

Sempozyuma Cem Vakfı adına İzzettin Doğan’ın katılması büyük bir ihtimal olarak değerlendiriliyor. Sempozyuma katılması için Veliyettin Ulusoy’un yanı sıra, belli başlı tüm Alevi örgütlerinin başkanlarına davetiye gönderildiği bildiriliyor.

Gülen'in Alevilik Projesi'ne ilk kurumsal tepki ABF'den
abflogo

Alevi Bektaşi Federasyonu: ABF diyalog karşıtı bir kurum değildir. Ama taraf ilişkisini hiçe sayan yaklaşımlar karşısında sessiz kalamaz. Türkiye’de başka bir ABF yoktur. Dolayısı ile taraf ilişkisinde adres bellidir. Alevilerin toplumsal değerleri ile ilişkin yapılacak etkinliklerin ve destek aranacak adres şaşırılmış ve ABD’den aranmıştır.

Gülen'in Alevilik Projesi'ne ilk kurumsal tepki ABF'den geldi. ABF konuyla ilgili açıklamasını basına ve kamuoyuna iletti.

Açıklama metni şu şekilde:

"Basına ve Kamuoyuna

Alevilik ve Aleviler Fettulahçı Projelerin tuzağına düşürülemez

Fettullah Gülen’in desteği ve ideolojik  denetimi ile oluşan “Abant Platformu”,  ABF ve diğer Alevi kurumlarının bilgisi dışında 17 ve 18 mart 2007 tarihleri arasında İstanbul'da “Tarihi, Kültürel, Folklorik ve Aktüel Boyutlarıyla Alevilik”  sempozyumu düzenlemektedir. Alevi - Bektaşi toplumunun en güçlü ve yaygın örgütlenmesine sahip Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu’nun bilgisi dışında gelişen bu proje oldukça düşündürücüdür. ABF açısından bu girişimin arka planında karanlık bir Fettulahçı niyet ve tuzak vardır. Karanlık niyet: ABD eksenli “Ilımlı İslam Projesi”; Tuzak ise, Aleviliğin bu proje içine sokulması ve Alevilerin Asimilasyonudur.

Hubyar Vakfı: 'Sempozyuma katılmıyoruz!'

abant1Gülen'in Alevilik Projesi kapsamında düzenlenen 'Tarihi, Kültürel, Folkorik ve Aktüel Boyutlarıyla Alevilik' başlıklı sempozyuma Hubyar Vakfı da katılmayacağını açıkladı.

Yapılan açıklama şöyle:

"Basına ve Kamuoyuna 

Ne ile, niçin ve kiminle, nasıl bir diyalog yapılıyor? 

Abant Platformu 'tarafından 'Tarihi, Kültürel, Folklorik ve Aktüel Boyutlarıyla Alevilik' başlığıyla düzenlenen ve 17-18 mart 2007 tarihleri arasında İstanbul'da İstanbul Grand Cevahir Otel'de gerçekleştirilecek sempozyuma  davet edilmemize rağmen Hubyar Vakfı olarak biz bu davete katılmayacağız.

Basına ve kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Hubyar  VAKFI"

Gülen Sempozyumuna tepkiler sürüyor
  Türkiye, Cumhurbaşkanlığı seçimi ve ardından genel seçimleri yapacağı kritik bir yılın içinde bulunurken , Alevilere yönelik bazı kesimlerin ilgisi(!) artıyor.. Özellikle Fethullah Gülen çevresi ile Amerika Birleşik Devletleri’nin eş zamanlı olarak harekete geçmesi dikkat çekici…

2007’nin ilk aylarında üst üste yaşanan gelişmeler şöyle:

• Muharrem ayında Diyanet İşleri Başkanlığı Cem Vakfı’na bağlı 6 dedeyi Almanya’ya görevli olarak gönderdi.

• Ardından Fethullah Gülen çevresinin organize ettiği toplantılar yine Almanya’da yapıldı. Bu toplantılara Fethullahçılara yakınlığıyla bilinen devlet Bakanı Mehmet Aydın katıldı.


2 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

...ya olduğun gibi görün yada göründüğün gibi ol....bilmediğin birşeye düşman olma.

DUYARLI ADAM CEM38

T.C KİMLİK SORGULAMA
SSK SORGULAM
NUTUK
NUTUK

Son Yazılar

ALEVİLER ÖZ TÜRKTÜR
KİMLER VEKİL OLUR
ALEVİLER VE SEÇİM SONUCU
YEDİGÜN ORMANI
HEM CUMHURİYETÇİ HEMDE MİLLİYETÇİ
ORMANLARIMIZ BİLEREK YAKILIYOR
AKP YE VERİLEN OYLAR PKK YA
BAŞBAKANIN BURSLA OKUYAN OĞLU 4 YILDA GEMİ ALDI
bir çocuğun 600 DAİRESİ VAR
KAYIP ÇOCUKLAR ADINA DUYARLI OLUN
BÖYLE BİR TALEBE KULAK VER
sivas ŞEHİTLERİNE
BİR GÜNLÜK HABER
CEM EVLERİ
ASKER VATAN DEMEK
ŞEHİDİN NE OLDUĞUNU UNUTTULAR
BU ŞEHİTLERİ HALEN KELLE Mİ GÖRÜYORSUNUZ
SODEV DEN BAŞBAKANA
TÜRK VATANDAŞINA
NEDEN DARBE DEME
DEVLET ÇÖKÜYOR DARBE İSTİYORUZ
ASKERİ DARBE ŞART
HERTAŞIN ALTINDALAR AMA KİMSE YAZMIYOR
AKP DE ŞOK GELİŞME
........FETHULLAHÇILAR SALDIRIYOR.....

Kategoriler

Arkadaşlarım

hussoloji
ahmetdursun374
guldeste
insansevgidir
saraykoy
gazikemal
medreseizehra
bektasidergahi
cumhuriyethalkpartisi
musateker
pirosuskun
mucizemm
sarap62
aleviyol
aycasu
izmirfenlisesi
cemscem
aydinligayonelis
gebvatan
alsahindex
ugurcani
ordubeyi
asaeflatun
sessiz35
evrengul
gizemsever

ÇADIRYERİ.COM
CADIRYERİ.COM.CİHAN ÖZDİL


ALEVİ KONSEYİ
ALEVİ.COM
TARİHTE BUGÜN

ALEVİ WEB .COM
DUYARLI ADAM CEM38

ALEVİ AKADEMİSİ
ALEVİ AKADEMİSİ

FATMA ANAMIZ

KIBLEMİZ İNSAN


DUYARLI ADAM CEM38


DUYARLI ADAM CEM38
ALEVİLERİZ ORG
DUYARLI ADAM CEM38

NETTEN ENÇOK İNDİRİLENLER

DUYARLI ADAM CEM38

HALKIN DİLİ OZANLARIMIZ

TÜRKÜLERİN SESİ
HALKIN DİLİ OZANLARIMIZ

Ali Ekber Çiçek Musa Eroğlu NURAY HAFİFTAŞ
HALKIN DİLİ OZANLARIMIZ

İZZET ALTINMEŞE FEYZULLAH ÇINAR NİDA TÜFEKÇİ
HALKIN DİLİ OZANLARIMIZ

AŞIK VEYSEL MAHSUNİ ŞERİF AŞIK REYHANİ
HALKIN DİLİ OZANLARIMIZ

DERTLİ DİVANİ NURŞANİ SEYHAN GÜLER
HALKIN DİLİ OZANLARIMIZ

DAVUD SULARİ BERRİN SULARİ BERRİN SULARİ
HALKIN DİLİ OZANLARIMIZ

ARİF SAĞ TOLGA SAĞ PINAR SAĞ
HALKIN DİLİ OZANLARIMIZ

MERCAN ERZİNCAN SABAHAT AKKİRAZ CAN ETİLİ
HALKIN DİLİ OZANLARIMIZ

BELKIZ AKKALE ERDAL ERZİNCAN CAN YÜCEL
DUYARLI ADAM CEM38