|
POLİS TEŞKİLATINI ELİNE GEÇİREN VE TÜM BİRİMLERİNE ŞERİATÇI YETKİLİLER YERLEŞTİREN AKP ŞİMDİKİ HEDEFİ ASKERİ ORTADAN KALDIRMAK .......
DAHA ÖNCE PKK İÇİN POLİSİN GÖREVLERİNİ DARALTAN AKP , ŞUANDA İSTEDİĞİ ŞEKLİ VERDİĞİNİ SANDIĞI TEŞKİLATIN YENİDEN YETKİSİNİ GENİŞLETİYOR DAĞLIK VE ŞEHİR DIŞINDA OLAN JANDARMANIN YETKİLERİNİ ELİNDEN ALIYOR...AMAÇ TC Yİ YIPRATIP PARÇALAMAKTIR.... |
|
|
|
| A.A. |
|
AKP tarafından hazırlanan ve polise “süper” yetkiler getiren yasa teklifinin TBMM Genel Kurul’da ki görüşmeleri sırasında CHP’liler, değişiklikle jandarmanın yetkilerinin elinden alındığı iddiasında bulundular.
TBMM Genel Kurulunda, AKP tarafından verilen, “Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda değişiklik öngören” polise yeni yetkiler getiren yasa teklifi görüşmeleri sırasında söz alan CHP’li milletvekilleri, teklifinin asıl amacının jandarma yetkilerinin kısıtlanmasına yönelik olduğu iddialarını dile getirdiler.
HUKUK DEVLETİ 1-0 KAYBETTİ
CHP Artvin Milletvekili Yüksel Çorbacıoğlu, Adalet Komisyonu’nda yaptığı teklifle ilgili görüşlerini Genel Kurul’da yineledi. Çorbacıoğlu, ”Hukuk devletinin, polis devleti karşısında maçı 1-0 kaybettiğini söylemiştim. Umarım Genel Kurulda hukuk devleti kaybetmez. Hukuk devletinin kaybetmesi demek, Türkiye'nin kaybetmesi demek” dedi.
AMAÇ TARİKAT YURTLARINA KİMSE DAKUNMASIN
CHP Bursa Milletvekili Mehmet Küçükaşık’ta yaptığı konuşmada, jandarmanın elindeki yetkilerin tırpanlanması için büyük mücadele verildiğini iddia etti. Küçükaşık, “Hükümetin, jandarmanın yolsuzlukları takip etmesinden rahatsızlık duyuyor.Düzenlemeyle, öğrenci yurtlarında polis veya jandarmanın arama yapma yetkisi kaldırılıyor.Amacınız terör, güvenlik değil. Amacınız, izinsiz açılan tarikat kurs ve yurtlarına, 'kimse dokunmasın' demek. Amacınız bu. Bu, ne demek? İzinsiz yurt, kamp kuran adam, 'arama yapın' mı diyecek?” diye konuştu.
Jandarmanın yetkilerinin kısıtlandığı iddiasına tepki gösteren AKP’li Selami Uzun, “Nerede jandarmanın yetkisini kaldırıyoruz? Polisin yetkili olduğu her maddede, jandarma da yetkili. Nereden çıkarıyorsunuz bunu. Böyle şey olur mu? Dikkatli konuşmakta fayda var” diye CHP’li üyeleri uyardı.
POLİSLER FETHULLAH İLE EL ELE
CHP İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü,hazırlanan teklifle polis devletine doğru gidildiğini öne sürerek, “İşte polis devletine giden yol böyle oluyor. Aramaları, savcılıkları devre dışı bırakarak mülki amirlere bırakmak çok vahim. Bazı polislerin, Fethullah ile el ele oluşu, bu teklifin ileride neler getirebileceğini gösteriyor. 12 Eylül yasalarına dönmenin anlamı yok. AKP, ülkeyi faşizanlaştırıyor, polis devleti haline getiriyor. Deniz feneri üyesiyseniz iyi, ancak sendika üyesiyseniz ayvayı yiyorsunuz” şeklinde konuştu. |
DEVLETİNİ ŞİKAYET EDEN CUMHURBAŞKANI ADAYI EŞİ
Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül'ün eşi kamuoyunun gündemine türban davası ile gelmişti. Okula kayıt yaptıramadığı gerekçesi ile Hayrünisa Gül, AİHM'e dava açmıştı.
Eşinin Dışişleri Bakanı olmasından sonra ise davayı "siyasete alet olduğu" gerekçesi ile geri çekmişti.
:: Köşk'e türbanlı first leydi
|
Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül'ün eşi kamuoyunun gündemine türban davası ile gelmişti. Okula kayıt yaptıramadığı gerekçesi ile Hayrünisa Gül, AİHM'e dava açmıştı. |
|
|
|
|
Eşinin Dışişleri Bakanı olmasından sonra ise davayı "siyasete alet olduğu" gerekçesi ile geri çekmişti.
Türbanını çıkaracak mı?
Köşk'e herkes eşi türbanlı olmayan bir aday bekliyordu. Ancak açıklanan isim bu kritere uymadı. Abdullah Gül'ün eşi Hayrünisa Gül türban takıyor. Şimdi merak edilen Hayrünisa Gül'ün türban konusunda izleyeceği tutum. Kamusal alandaki türban krizinin nasıl aşılacağı merakla bekleniyor.
Başbakan Abdullah Gül ile eşi Hayrunisa Gül'ün evliliği tam anlamıyla bir aşk evliliği. Hayrunisa Hanım, Çemberlitaş Kız Lisesi'nde öğrenciyken tanıştılar. Kader, Gül ile Hayrunisa Hanım'ı memleketleri Kayseri'de bir akraba düğününde karşılaştırdı.
Gül'ün halasının kızı ile Hayrunisa Hanım'ın teyzesinin oğlunun düğünüydü. İki genç bir görüşte birbirlerinden hoşlandılar. Aileler birbirini tanıyordu. İki aile arasında nişan yapıldı. 1 yıl kadar nişanlı kalan Gül ve Hayrunisa Hanım 21 Ağustos 1980 günü sade bir nikah töreniyle dünya evine girdiler. | | |

Polisin yetkilerini artırılmasıyla ilgili tasarı Meclis Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı.
TBMM Genel Kurulu'nda, polisin yetkilerini artıran teklif yasalaştı. Yasayla polis kişileri ve araçları bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek amacıyla durdurabilecek.
TBMM Genel Kurulu'nda, Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda değişiklik öngören" kanun teklifi yasalaştı.
Teklifte yapılan değişilikle eğitim ve öğretim kurumlarında polis ve jandarmanın "idarecilerin talebi" olmadan önleme araması yapmasının önüne geçildi.
DURDURMA BELGESİ İSTENEBİLECEK Yaklaşık 30 milyon kişinin parmak izinin alınmasını sağlayacak olan ve bu nedenle "fişleme yasası" eleştirileriyle karşılanan yasa teklifinde yapılan değişiklikle "Polisin kimlik sorgulaması süresince vatandaşı ve aracını bekletebileceğine" ilişkin düzenleme, tekliften çıkarıldı. Ayrıca keyfi durdurmaları önlemek için vatandaşa talepte bulunması halinde hangi amaçla tutulduğuna ve süresine dair bir belge verilmesi hükmü eklendi.
Üniversitelerin kendi imkanlarıyla önlemesi mümkün görülmeyen olayların çıkması ihtimali karşısında "rektör veya dekanın yardım talepleri olmadan" da yüksek öğretim kurumlarının içinde, bunların yakın çevresi ile giriş ve çıkışlarında önleme araması yapılabilmesi şeklinde Adalet Komisyonu'nda yapılan düzenlemeden vazgeçildi. Böylece polis bu kurumlarda rektör, dekan veya bağlı kuruluş yetkililerinin yardım talepleri halinde, önleme araması yapabilecek.
KONUTLARDA ARAMA YOKYerleşim yerlerinin giriş ve çıkışlarında önleme araması yapılması tekliften çıkarıldı.
Yeni düzenlemeye göre, konutta, yerleşim yerinde ve kamuya açık olmayan işyerlerinde ve eklentilerinde önleme araması yapılamayacak. Ayrıca polisin, tehlikenin önlenmesi veya bertaraf edilmesi amacıyla güvenliğini sağladığı bina ve tesislere gelenlerin üstünde ve araçlarında önleme araması yapabilmesine ilişkin hükümde de değişiklik yapılarak, "Unvan, sıfat veya görevlerine, diğer kanunlarla kendilerine tanınan istisnalara" ifadesi çıkarıldı. Böylece hakim, savcı ve avukatların üstünün aranmasını sağlayacak düzenlemeden vazgeçilmiş oldu.
AKP tarafından hazırlanan ve polise "süper" yetkiler getiren yasa teklifinin TBMM Genel Kurul'da ki görüşmeleri sırasında CHP'liler, değişiklikle jandarmanın yetkilerinin elinden alındığı iddiasında bulundular.
TBMM Genel Kurulunda, AKP tarafından verilen, "Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda değişiklik öngören" polise yeni yetkiler getiren yasa teklifi görüşmeleri sırasında söz alan CHP'li milletvekilleri, teklifinin asıl amacının jandarma yetkilerinin kısıtlanmasına yönelik olduğu iddialarını dile getirdiler.
HUKUK DEVLETİ 1-0 KAYBETTİCHP Artvin Milletvekili Yüksel Çorbacıoğlu, Adalet Komisyonu'nda yaptığı teklifle ilgili görüşlerini Genel Kurul'da yineledi. Çorbacıoğlu, "Hukuk devletinin, polis devleti karşısında maçı 1-0 kaybettiğini söylemiştim. Umarım Genel Kurulda hukuk devleti kaybetmez. Hukuk devletinin kaybetmesi demek, Türkiye'nin kaybetmesi demek" dedi.
AMAÇ TARİKAT YURTLARINA KİMSE DOKUNMASINCHP Bursa Milletvekili Mehmet Küçükaşık'ta yaptığı konuşmada, jandarmanın elindeki yetkilerin tırpanlanması için büyük mücadele verildiğini iddia etti. Küçükaşık, "Hükümetin, jandarmanın yolsuzlukları takip etmesinden rahatsızlık duyuyor.Düzenlemeyle, öğrenci yurtlarında polis veya jandarmanın arama yapma yetkisi kaldırılıyor.Amacınız terör, güvenlik değil. Amacınız, izinsiz açılan tarikat kurs ve yurtlarına, 'kimse dokunmasın' demek. Amacınız bu. Bu, ne demek? İzinsiz yurt, kamp kuran adam, 'arama yapın' mı diyecek?" diye konuştu.
Jandarmanın yetkilerinin kısıtlandığı iddiasına tepki gösteren AKP'li Selami Uzun, "Nerede jandarmanın yetkisini kaldırıyoruz? Polisin yetkili olduğu her maddede, jandarma da yetkili. Nereden çıkarıyorsunuz bunu. Böyle şey olur mu? Dikkatli konuşmakta fayda var" diye CHP'li üyeleri uyardı.
POLİSLER FETHULLAH İLE EL ELECHP İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü,hazırlanan teklifle polis devletine doğru gidildiğini öne sürerek, "İşte polis devletine giden yol böyle oluyor.
LAİKLİK, CUMHURİYET NEREYE...
01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren TCY‘deki yasadışı eğitim kurumlarına verilen cezanın hafifletilmesi ile ilgili madde Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafınca meclise iade edilmesi yanı sıra Milli Eğitim Bakanlığı’nın orta öğretimde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde yapılması düşünülen müfredat değişikliği ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın izniyle Ankara’da üç ilköğretim okulunda yapılan anket haberleriyle Türkiye hafta sonuna girdi.
Cumhuriyetin temel ilkelerinden olan laikliğe saldırı, TC’nin kurulduğu günden beri var olduğu için Atatürk “İnsanlıkta din duygusu ve bilinci, bilim ve teknik ışığında arınıp olgunlaşıncaya değin Din oyunu oyuncularına her yerde rastlanacaktır” diyerek bizleri uyarmıştı ama kendisinden sonra gelen liderler maalesef bu uyarıyı dikkate almadılar.
Laik Cumhuriyete saldırıları görmek için çok eskilere gitmeye gerek yok. Son 30 yıldaki birkaç olaya göz atmamız yeter.
28 Eylül 1984 tarihinde yapılan uluslar arası 3. İslam Konferansı laik Cumhuriyet’in Başbakanı Turgut Özal tarafınca “besmeleyle” açılmıştı.
9 Ocak 1986 tarihinde TCY’nin 175. maddesi “Her kim semavi dinlerden birine ait dini işlerin yahut ibadet ve ayinin yapılmasını, men veya ihlal ederse altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde değiştirilmiş ve devlet semavi dinlere izin verirken semavi olmayan dinlere ve ateistlere hak vermemiştir.
Yine aynı dönemde MEB’ce İlköğretim müfettişliği için yapılan sınavlarda “32 farzı sayar mısınız? Öğle ve akşam namazı için nasıl niyet edersiniz?” biçiminde sorular sorulmuştur.
Ülkede yüzlerce izinsiz kur-an kursları açılmış, şeriatçılar, Nurcular, Nakşibendîler ve Süleymancılar ülkenin dört köşesinde at koşturur hale gelmiştir.
28 Şubat süreci ile Laik Cumhuriyete yapılan şeriatçı saldırı pusuya yatmışsa da bugün yine aynı saldırı ile karşı karşıyayız.
Bütün bu aymazlıklar karşısında bilimsel ve kültürel cumhuriyeti, laikliği ve aydınlığı savunmak tüm ilerici güçlerin görevidir. Eğer bu güçlerde uykuya yatarlarsa-şimdilik uykuda gibi gözüküyor- gideceğimiz yer bellidir,
Türkiye (İslam) Cumhuriyeti...
Ümit ÖZBEK
Milas CUMOK ilçe Temsilcisi
Büyükanıt'ın sınır ötesi operasyon konusunda dün verdiği demeç iktidar ve asker arasındaki iletişimsizliği gösterdi. Erdoğan, Sezer'i yine ziyaret etmedi
AKP: Askerin talebi yok. Asker: Biz talep ettik
Talep tartışması
Büyükanıt: Emir lazım.
Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül, sınır ötesi operasyon konusunda hep aynı şeyi söyledi: "Asker istesin biz siyasi desteği veririz. Böyle bir talep gelmedi." Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ise sözlü talepte zaten bulunduğunu söyledi.
'Ben söyledim'
Erdoğan: Bekliyorum.
Büyükanıt şöyle konuştu: Askerin sınır ötesi harekâtı gerekli gördüğünü 12 Nisan'da dile getirdim. 12 Nisan'da ben hem Türkiye'ye hem de dünyaya sınır ötesi harekâta ihtiyaç var diye söyledim. Siyasi otoriteden yazılı direktif bekliyorum.
'Barzani ve ABD ne olacak?'
Büyükanıt, "Mesela içeri girip sadece PKK ile mi boğuşacağız yoksa Barzani ile de bir şeyler yapacak mıyız? Bir de ortada ABD var. Siyasi otoritenin karar vermesi lazım" dedi. AKP'nin iletişim problemi Çankaya ile de sürüyor. Erdoğan dün de Sezer'le olan haftalık olağan görüşmesine gitmedi.
AKP'den yanıt: Demokrasi en üstte
Bağcılar'da namaz kavgası Mescitli Bağcılar Lisesi'nde hararetli tartışmalar vardı. İdare: Soyunma odası. Öğrenciler: Mescit var dayatma yok, isteyen namazını kılıyor. Veliler: Burası Müslüman ülke, tabii kılacaklar
Milli Eğitim Bakanlığı, Bağcılar Lisesi'ndeki gizli mescitle ilgili soruşturma başlatırken dün okulda hararetli tartışmalar vardı. Yöneticiler "Orası soyunma odası", öğrenciler ise "Orası mescit ama kimse bizi namaza zorlamıyor" dedi. Başı açık bir veli "Okulda namaz olmaz" deyince bazı 'muhafazakâr' velilerin hışmına uğradı: "Namaz kılmanın neresi suç? Biz de namaz kılıyoruz." |
Paket mahkemelik 'Cumhurbaşkanını halk seçsin' diyen paket geçti ama yine 367 tartışılıyor
 Çankaya'nın veto ettiği cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören Anayasa değişikliği paketi 370 oyla aynen kabul edildi. Ancak paketin ilk maddesi üçte iki çoğunluk olan 367 değil 366 oy aldı. Maddenin reddedilmiş sayılacağını ileri süren CHP, Anayasa Mahkemesi'ne gitme kararı aldı. |
CHP'liler bayram yaptı Değişikliğin ilk maddesi 366 oy alınca CHP'li Kemal Anadol, yumruğuyla zafer işareti yaptı
 Milletvekili seçimlerinin dört yılda bir yapılmasını düzenleyen madde 366 oy alınca CHP sıralarında büyük sevinç yaşandı. Maddenin oylamasına AKP'den Turhan Çömez ve hasta olan Muharrem Eskiyapan katılmadı. |
Polis şefi, McDonald's'ı bombalayan Hayal'in babasına 'O artık daha iyi yaşayacak. Bayrağı yerden Yasin gibiler kaldıracak. Bizim raporumuzla çok ceza almaz' demiş
Üst düzey bir polis şefi, Yasin Hayal'e sahip çıkmış
İddia dava dosyasında
Dink cinayeti zanlılarından Yasin Hayal'e Mc Donald's'ı bombaladıktan sonra Trabzon'da üst düzey bir polis yetkilisinin sahip çıktığı iddia edildi. Çarpıcı iddiayı, Dink cinayetinden sonra tanık sıfatıyla savcılığa ifade veren baba Bahattin Hayal dile getirdi. İddia sanıklar için ağır ceza istenen dava dosyasına da girdi.
Polisin 'cep'indeki lider
İddiaya göre polis şefi 2004'teki bombalama eyleminden sonra baba Hayal'e cep telefonundaki BBP lideri Yazıcıoğlu'nun fotoğrafını gösterip şunları söyledi: Yasin artık daha iyi yaşayacak. Biz raporumuzu buna göre düzenleriz kendisi de kurtulur. Az ceza alır inşallah. Bayrağı yerden Yasin gibiler kaldırır.
'Büyük abi' konuştu ama...
Dink suikastinin azmettiricisi Erhan Tuncel'in anlattıkları nihayet gün ışığına çıktı. Ancak önemli bilgiler vereceği sanılan Tuncel kendini kurtarmaya çalışmış: Cinayet öncesi polisi uyardım, ciddiye almadılar
Hrant Dink, 19 Ocak 2007 günü cinayete kurban gitmişti
'Büyük abi' Erhan Tuncel'in ifadeleri hayal kırıklığı yarattı. Tuncel, Hrant Dink soruşturmasını derinleştirecek bilgiler vermeden sadece kendisini kurtarmaya çalıştı. Nasıl muhbir olduğunu da anlatan Tuncel, bütün suçu arkadaşlarının ve polisin üzerine attı. |
Türkiye'deki İslamcı hükümet, demokratik araçların demokrasiyi aşındırmak yönünde suiistimal edilebileceği bilinciyle üç ayaklı bir strateji izleyip, saf AB'yi de arkasına alarak gücünü artırdı. Şimdi laik ve liberal Türklerin önünde büyük zorluklar var
10/05/2007 (1082 kişi okudu)
Ayaan Hirsİ Alİ (Arşivi)
Laik ve liberal Türkler yıllar süren derin uykularından birdenbire uyandı. Atatürk'ün mirası, iktidarı ele geçirerek değil, içeriden, İslam devleti özleyen Türkler tarafından yok edilmek üzere. Atatürk'ün cumhuriyeti kurmasından bu yana Türkiye, devlet işlerini İslami ilkelere göre yürütmek isteyenlerle Allah'ın iradesini kamusal alandan uzak tutmaya çalışanlar arasında bölünmüş durumda. Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül ve AKP mensupları gibi İslami yönetim taraftarları dikkat çekici bir başarı kaydetti. Demokratik araçların demokrasiyi aşındırmak yönünde suiistimal edilebileceğinin bilinciyle güçlü bir strateji izlediler.
Bu strateji üç ayaklı: Birincisi ilhamını İslam'ın kurucusu Muhammed'den alan bir taktik, yani Davet. Davet, İslam'ı yaşam tarzı olarak uygulamak demek, buna ebedi ve inanca dayalı bir hükümet de dahil. Her mümin İslam'ı başkalarına da kabul ettirerek bir halk hareketi yaratmakla yükümlü. Türkiye'deki laiklik yanlıları bu ayağın gücünü azımsayarak seçmenlerin kalp ve zihinlerinde İslamcılarla rekabet etmeleri gerektiğini görmedi. Anketler, Erdoğan'ın cumhurbaşkanını halkın seçmesini öngören anayasa değişikliğini başarırsa, halkın yüzde 70'inin hâlâ Gül'ü seçmeyi düşündüğünü gösteriyor. Bu açık halk desteğine karşı tüm itirazlar mantıksız ve antidemokratik görünecek.
İkinci ayak ekonominin iyileştirilmesi. Laik partiler iktidardayken ekonominin yerlerde süründüğünü kimse inkâr edemez. Erdoğan başa geçtiğinden beri büyüme güçlü, enflasyon inişte ve yabancı yatırım yüksek. Üçüncü ayak, demokrasi içindeki iki tür kurumun kontrolünü ele geçirmek: Sivilleri eğiten (okullar ve medya) ve düzenle asayişi korumayı amaçlayan kurumlar (polis, adalet ve gizli servisler).
1997'de ilk İslami devrim girişiminin, ordunun seçilmiş İslamcılara karşı gerçekleştirdiği 'yumuşak darbeyle' başarısız olmasının ardından Erdoğan ve partisi aşamacılığın uzun süreli iktidar getireceğini anladı. Türkiye'yi baştan aşağı İslamileştirmenin, ancak ordu ve Anayasa Mahkemesi'nin kontrolüyle mümkün olabileceğini kavradıklarına kuşku yok.
Ordunun laikliğin koruyucusu olduğuna dair uyarısı sonrası Anayasa Mahkemesi'nin Gül'ün adaylığını ortadan kaldıran kararı İslamcılar için sadece geçici bir gerileme. Çekmecelerinde bir başka oyun daha var. Kendilerini bugüne getiren sabrın benzerini sergilerlerse, AB üyeliğini kovalamaya devam edebilirler. İyi niyetli ama saf Avrupalı liderler, iktidardaki İslamcılar tarafından yönlendirilerek, Türk ordusu üzerinde sivil kontrol bulunması gerektiğini söylemeye sevk edildi. Bizzat Türkiyeli laik liberallerin de kabahati de büyük. Davet'in gücünü azımsadılar, ekonomiyi büyütemediler ve AB üyelerinin kandırıldığını fark etmediler.
Aşırı milliyetçilik de ayrı bir sorun
Yine de, liberalizmin önemli bir yönü, deneme yanılmayla öğrenme fırsatı vermesidir. Türkiye'deki laik liberaller kendi halk hareketlerini inşa etmeli ve bireysel özgürlük mesajını yaymalı. Ekonominin laiklere teslim edilmesi konusunda seçmenin güvenini tekrar kazanmak ve eğitim, emniyet ve adalet kurumlarını tekrar fethetmek durumundalar. AB'nin, ordu ve Anayasa Mahkemesi'nin, demokrasiyi İslam'dan korumak için kurulduğunu anlamasını da sağlamalılar.
Gerçek laikliği geri getirmek gelişigüzel bir kavram değil. Laiklik bireysel özgürlüklerin ve hakların korunması anlamına da gelir. Bu laiklik, Hitler'in 'Kavgam' kitabının çok satanlar listesine girdiği, Ermeni soykırımının inkâr edildiği ve azınlıkların baskı gördüğü bir ortamı besleyen türde bir ultra-milliyetçiliğe de meydan vermemeli. Hrant Dink işte böyle bir milliyetçi tarafından öldürüldü.
Öldürücü milliyetçilikle suiistimal edici İslam'ın Türkiye'deki bu bileşimi, bugün Türk laik liberallerini, dünyadaki diğer liberal hareketlerden çok daha büyük zorluklarla karşı karşıya getiriyor. (Eski Hollanda parlamentosu üyesi, 9 Mayıs 2007)
Vatanbir Kerkük Mitingi'ndeydi.